BiraSever

View Original

Duygusallığın mantık ve tarafsızlığı gölgelediği an

“Yurt dışındaki örnekleriyle yarışır!”

“Muhteşem olmuş, hiç kusur yok, yıllardır aradığım bira!”

“Türünün bütün özelliklerini taşıyor!”

Acaba bazen coşkuyu, sevinci, heyecanı fazla mı abartıyoruz? Fanatizm, yoğun yaşamak, taraf olmak ve taraf tutmak genlerimizde var. Buna kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum. Futbol konuşurken kavga ederiz senelerce arkadaşımızla konuşmayız, politik konuları tartışırken adam bıçaklarız, örnekler çoğaltılabilir. Çabuk hararetlendiğimiz bir gerçek.

Çoğu alanda olduğu gibi bira sektöründe de bu heyecan ve coşkuyu bazen fazla mı yoğun yaşıyoruz diye düşünmeden edemiyorum. Bu yazıyı da biraz çekinerek yazıyorum o yüzden. Konunun çıkış noktası da tabii ki yerli üreticilerden çıkan biralar, girişimler ve yenilikler.

Yazılarımı takip edenler Türkiye’deki markaların her birine eşit mesafede durmaya ve elimden geldiğince de objektif olmaya çalıştığımı bilir. Her yeniliğe sevinir, başarısızlığa markalarla ve sizlerle beraber üzülürüm. Çünkü emeklemekte olan bir sektör var, ve buralara kolay gelmedik. Buradan evrileceğimiz noktaya doğru birlikte hareket ederken bazen fazla mı duygusallaşıyoruz?

Yeri gelince biraya olmamış demek, “Buna Saison demişsiniz ama hani nerede o yüksek karbonizasyon?” diyebilmek bir cesaret işinden ziyade, üreticilere yol göstermek olarak algılanmalı diye düşünüyorum. Kaç kişi yeni çıkan bir biraya “Bu kötü”, “Bu olmamış” diyebilmiş ya da yorumunu yumuşatmadan söyleyebilmiş? Yumuşatmak derken: “Şu olmamış, ama gerisi çok güzel, şahane, içtiğim en iyi …” tarzı yorumlardan bahsediyorum. Yani 1 kötü cümle ardından 5 tane olumlu cümle.

Bu belki de biraya gönül veren insanların “Markalar incinecek” korkusu, ya da “Kötü bir şeyler söylersem linç edilirim” kaygısı olabilir. Bir başka teorim de popüler fikir ve görüşlerin aksine fikir beyan edenlere hep ters bakılması ve çıban başıymış gibi davranılması da olabilir. Sonuçta “Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın” diyen Hayriye Hanım’ın evlatlarıyız. Ne diyeceksen bir zahmet yut, boşu boşuna olay çıkmasıncı zihniyet noktasındayız.

Şu an aklıma gelen bir başka çekince de, “Markalar ile aram bozulmasın” kaygısı ile kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen içten pazarlık zihniyeti. Marka ve bira hakkında bir şey söylersem eğer yarın öbür gün insanlara yolladıkları bira kitleri, numuneler bana yollanmayabilir ya da pazarlama aktivitelerine, tadım organizasyonlarına davet edilmeyebilirim kaygısı. Bu bence oldukça tehlikeli bir grup.

Bütün bu kaygılar bir araya geldiğinde şu sonucu çıkarmak mümkün:”Biz gerçekleri söylemeyeceksek, eksikleri konuşmayacaksak, ya da yapıcı geri bildirimde bulunmayacaksak üreticiler daha iyisini nasıl yapacak, ürünlerini nasıl geliştirip damağımıza uygun yenilikler çıkacaklar?”. Objektiflikten ve tarafsızlıktan ödün verdiğimiz noktada markalara ve bira sektörüne az da olsa zarar verdiğimizi düşünüyorum onlara yol göstermeyerek.

Hangi gruba ait olursanız olun, tüketici olarak markalara ve üreticilere yön verme, etki etme gücümüz var. Bu uğurdaki en güçlü silahımız da bence tarafsız olabilme kabiliyetimiz. İster bu işten para kazanın, ister bu işi hobi olarak yapın, ister birayı sadece sarhoş olma amaçlı için, yeri geldiğinde doğruyu söylemekten de imtina etmeyin.

Konuyla uzaktan bağlantılı ama tarafsızlık üzerine bir araştırmaya denk geldim: Young Adults’ and Industry Experts’ Subjective and Objective Knowledge of Beer and Food Pairings Özet kısmında varılan sonuç dikkatimi çekti:

Bira ve yemek eşleştirme konusunda erkeklerin kadınlara göre daha tarafsız yorum yaptığı ve puan verdiği ortaya çıkmış. Ama işin garibi, iki grup da biraları puanlarken birbirine yakın öznel puanlamalarda bulunmuş.

Belki de tarafsız yorum ya da puanlama diye bir şey yoktur ve bu yazı da aslında kendini imha edecektir.

Vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.