BiraSever

View Original

Brouwerij Huyghe deyince kimsenin anlamadığı, "Pembe Fil" dendiğinde herkesin tanıdığı Delirium biraları

Huyghe ailesinin Belçika'ya katkısı

Genelde yurt dışına gittiğinizde çoğu üreticinin binaları eskidir ve dışarıdan baktığınızda "Burası da kim bilir kaç yılında kurulmuştur?" dersiniz. Genellemelerin aksine Pembe Fillerin olduğu bu bira evinin dışı o kadar moderndir ki, üretimin 1654 yılına kadar gittiğini anlamazsınız bile. Mevcut tesisteki üretim Melle'de "The Appelhoek"diye geçen yerde başlamış. 1661'de XIV.Louis'nin tahttan indiği sırada Melle'deki üreticiler halen kendi kuyularından çektikleri suyu kullanırlarmış ve bu gelenek hala devam etmekteymiş. Delirium da bu geleneği bozmamış. 1900lere gelene kadarki dönem ile alakalı pek de bir bilgi veya yazılı belge yok. Öyle ki civardaki üreticilerin isimlerine bile erişmek oldukça zor oldu.

Büyük bir zaman yolculuğu ile 1902 yılına gelirsek Huyghe isminin ilk kez bu tarihlerde geçtiğine şahit oluyoruz. O tarihte Belçika'da yaklaşık 3500 adet üretici var...3500...Bazı rakamlar o kadar inanılmaz ki insanlara kendi gerçeklerini ve dünyasını sorgulatıyor. Bizde 3500 tane süt veya peynir üreticisi bile bulamazsın, ne o tarihte ne de günümüzde. Dönemdeki her kasaba çevre üreticiler hakkında kayıtlar tutar ve hayatta kalmalarına katkıda bulunmak için yalnızca kendi yakın çevrelerindeki yerlere giderlermiş. Melle'deki Den Appel de bu tarz kendi halinde bir kasabalı üreticiymiş ve kendi maltlama ve işleme tesisi bile varmış. 

Yine biraların yapıldığı, kadehlerin tokuşturulup şen kahkahalar eşliğinde biraların su gibi aktığı bir günde Poperinge'den gelen Léon Huyghe Den Appel'de işe başlamış. Léon'u da hafife almamak lazım, Wolvertem'den bir başka bira üreticisinin kızı olan Delfina Van Doorselaer ile evlenmiş. Adam sağlam kazığa bağlamış tabii...Bütün başarılı biraevi hikayeleri gibi zaten zengin biri olan Léon, burada çalıştığı 4 sene sonunda üreticiyi satın alır. "Hatırlar mısın? Fakir ama gururlu bir genç vardı bir zamanlar altında çalışan." diyerekten koltuğunu döndürür ve zarar eden malt tesisini de acımadan kapatır. Bu tam I.Dünya Savaşı arifesine denk gelmektedir. Bu bilindik savaş hikayesi bir çok üreticinin de sonu olur. Ya kapatılır, ya yıkılır, ya koca bakır kazanlara el konur vs vs...Belki 3500'ün yarısı bu trajedide hayatta kalmış. Den Appel de bunlardan biriymiş. 1925 yılında Léon'un oğlu Albert Huyghe ve üvey oğlu Louis Droesbeque de aralarına katılır. 1936'da yepyeni nurtopu gibi bir brewery miz olur Geraardsbergsesteenweg'de (jerar yarar sokak olsa gerek). Gösterişli bina Art Deco akımına uygun şekilde tasarlanmış. Art Deco parantezi açmak istiyorum izninizle:

Bu yenilik sırasında  Brouwerij Den Appel olan isim Brouwerij Leon Huyghe olur (binalara ve yapılara kendi isimlerini verenler yalnızca bizim liderlerimiz değilmiş demek). 1945'te ilk pilsner olan Golden Kenia satışa çıkar. Bu biranın ismi Fransız türü bir arpanın isminden seçilmiş. 1960lar brewery'nin satışlarının patladığı tarih olmuş. "Eigerbrau" adını verdikleri "Dort" olarak bilinen Dortmunder Pilsner türü biralarının satışı patlayınca iyice coşmuşlar.

Albert'in kızı Any Huyghe ile evlenen Jean De Laet 80ler'in başında üretime katılmış. Bu yeni kanla birlikte bir seri değişiklikten geçmiş tesisleri ve bir seri de yatırım yapılmış. Sonuç: Pilsner üretimi yerini üstten fermente bira üretimine bırakmış. Bu sırada ürettiği veya yarattığı biralara değinmeyeceğim, bir dünya şey üretmişler,ancak turnayı gözünden vurdukları bira "Delirium Tremens" olmuş. Takvimler 26 Aralık 1988'i gösterirken...

Delirium Tremens ve Pembe Fil?

Pembe fil hayatımıza ilk kez "Uçan fil Dumbo" ile girdi aslında. Bir fil var, kulaklarının içi pembe, uzun kulakları sayesinde uçabiliyor. Allah'ım bizim nasıl bir çocukluğumuz olmuş böyle. Hap içip çizgi film yaratırsa insanlar olacağı bu. 1941'de yaratılan gerçek ismi"Jumbo jr." olan  bu çizgi filmin bir sahnesinde koca fil içip sarhoş oluyor, halüsinasyon görmeye başlıyor ve garip garip danslar ve figürler sergiliyor. Tam da Delirium'un tesisine uygun bir referans oluyor bu. Çünkü içeri girdiğinizde her yer pembe fillerle çevrili. Logodan tutun, duvarlara kadar her şey en çok sattıkları biradan nasibini almış. Hatta bu öyle bir çılgınlık ki peşine kocaman pembe fil franchise'ı takılmış:

Söz konusu bira ülkemizde de satışı olan Delirium Tremens. Türkçesi Deliriyum Tremens, deliriyum ya da DT olan alkol yoksunluğunun en ciddi hali olarak kendini gösteren rahatsızlıktır. Alkol bağımlılığı gelişmiş bir kişide alkol yoksunluğuna bağlı olarak gelişebilen deliriyum halidir. Karışık rüyalar, hastanın şiddetli tepkiler göstermesine yol açan ve karanlık bastığında daha da etkili olan sanrılar, yüksek ateş, büyük ölçüde su kaybı, elektrolitik dengenin bozulması, taşikardi, terleme ve titreme gibi bozukluklardır. Neyse daha devam etmiyorum ama siz anladınız.

Hatta ismi o kadar tartışmalı ki 80lerin sonunda Amerika'da satışa çıktığında raflardan toplatılmış. O sıralarda Amerika'da yürürlükte olan bir yasa alkollü içkilerin içki içmeyi özendirici referanslar içermesini yasaklıyordu. Bu biranın da ismi direkt alkolizme gönderme olduğu için ülkede yasaklanmış.

Kanada Ontario'da da benzer bir durum olmuş. İlk başta satışa başlanmış ancak bir süre sonra LCBO adı verilen Liquor Control Board of Ontario, (kendileri Ontario eyaletindeki alkol giriş çıkış ve satışlarını denetleyen eyalet kontrolünde bir monopol) biranın bu hastalıktan muzdarip kişiler ile alay etme ve onları gücendirme ihtimali yüzünden toplatıyor. Bunları gördükçe bizde satışının nasıl yapıldığını sormadan edemiyorum. 

Şişesinin üzerinde pembe filler, timsahlar ve ejderhalar var. Aslında dalga geçiyor gerçekten de. Pembe fil de hastalıkta görülen halüsinasyonlara yapılan bir gönderme.

Bu arada adamlar bu konuda oldukça hassas ve sorumluluk sahibi. Yasak olan ya da sorun yaratan ülkelerde biranın ismini "Delirium Tremens" yerine "Delirium" etiketiyle satmayı da teklif ediyorlarmış mesela.

Biraz zorlansa biranın şişesi ilaç olarak algılanabilirmiş, ama hayır. Seramik şişe üzerinde parlak ve janjanlı mavi folyo ile oldukça farklı ve ikonik bir tasarımı var bana sorarsanız. Asıl ilginç nokta daha önce de bahsettiğim şişenin üzerindeki hayvansal figürler. Dört köşesi meşhur pembe fille çevrili çerçevenin ortasında kasıla kasıla yürüyen timsahlar, parlak kürelerin üzerindeki mor ejderhalar ve en tepede şerit halinde uçan altın kuşlar...Deliryum rahatsızlığının çeşitli aşamalarına yapılan bir gönderme içeriyor her biri. Ve asıl şaşırtıcı nokta ise etiketin yazın staj yapan biri tarafından yaratılmış olması. CV'ye bu tarz bir cümle koyduğunuzu düşünsenize: "Delirium Tremens logosunun tasarımcısı". Devlet dairelerinin kapıları suratınıza kapanırken bir dünya tasarım işinin önünü de açmış olur belki de.

Marka isminin önüne geçen bira

Selpak hikayesi gibi, kimse kağıt mendil demez, hep "Selpak var mı?" denir. Aynı şey bu bira için de geçerli. Huyghe'yi kimse bilmez belki, ki ben de araştırınca öğrendim, Delirium Tremens veya Pembe fil denince hemen herkes bir şey söyler durumda artık. Üreticinin satışlarının neredeyse 1/3'ü Delirium Tremens üzerinden dönüyor. Serinin başka biraları da var, ülkemizde satışı olan Delirium Nocturnum, Sezonluk biraları Chirstmas ve meyveli biraları Delirium Red. 2014 yılında 25. senelerini kutlamak için sınırlı sayıda "Delirium Argentum" isminde Belgian Style IPA birası da ürettiler. Ama Amiral gemileri Tremens, Nocturnum ve Red.

Delirium biraları sıralı tam liste dedim ama araya Guillotine adında ürettikleri bir başka bira karışmış. %8,5 alkollü bir Belgian Strong Ale

Ürettikleri bir başka bira Fransız İhtilali'nin 200.yılını kutlamak amacıyla piyasaya sürdükleri "La Guillotine" evet Türkçesi giyotin, İhtilal'in sembollerinden birisi. %8,5ABV Belgian Strong Ale türünden bir bira.

Floris serisi Lambic bazlı olmayan ilk meyveli buğday birası olarak piyasaya çıkıyor ve Belçika'nın bu tarzdaki ilk birasını üretmiş oluyorlar.

Huyghe'nin yaptığı işlere son bir şey daha eklemek istiyorum: "Order of the Pink Elephant" Türkçesi "Pembe Fil Tarikatı"! Adamların bir de örgütü var. Nisan 1992'de kurulmuş bir topluluk olan Pembe Filciler'in 23 tane üyesi bulunmakta. Eski ve geleneksel bira üretim yöntemleri ile birlikte yerel biraları anlatan ve yayan bir topluluk. Düzenli olarak hayır toplantıları ve organizasyonları yaparak, toplanan bağışları Melle'de bulunan Caritas Çocuk Psikiyatri merkezine veriyorlarmış. Yani özünde bu insanlar Delirium Tremens birasının gastronomi ve marka elçileri oluyor. Ünlü bira gurusu Michael Jackson da bu topluluğa üyeymiş!

Delirium Tremens'i bir de biz tadalım

En son bu kadar ödülü Schnedier almıştı Aventinus ile. Burada en az onun kadar güçlü bir başka rakip var. Aldığı ödüller:

  • International Beer Challenge 2016, Altın

  • Meiningers International Craft Beer Award 2016, Altın

  • Superior Taste Awards 2016, 3 altın yıldız

  • Australian International Beer Awards 2016, Gümüş

  • Concours International de Lyon 2015, Altın

  • Australian International Beer Awards 2015, Gümüş

  • Mondial de la Bière 2015, Bronz

  • World Beer Cup 2014, Bronz

  • World Beer Challenge 2014, Gümüş

  • Brussels Beer Challenge 2014, Gümüş...

O kadar çoklar ki daha sığmayanlar da var, hepsine buradan bakabilirsiniz: Delirium Tremens ödüller

Tadına ve incelemesine gelirsek...Şişesi, ambalajı her şeyiyle çok orijinal bulduğumu ve beğendiğimi yukarılarda söylemiştim. Hem dikkat çekici, hem farklı. Bu haliyle raflarda ayırt edilmesi de çok kolay.

Delirium Tremens Tripel sayılabilecek bir Blonde Ale, ya da kısaca Belgian Strong Ale diyebilirsiniz. Şişede mayalanmaya devam ediyor. Çoğu biradan farklı olarak üretiminde 3 çeşit maya kullanılıyor. Bunlardan birinin Belçika mayası olduğunu tahmin etmek için dahi olmaya gerek yok. Sürdürülebilirlik ve ekolojik dengeye çok önem veren Huyghe bu üründe sadece doğal malzemeler kullanıyor. Su, 3 farklı maya, pale maltı, Styrian Golding ve Saaz şerbetçiotları.

Geçen yine arkadaşlarla bizim arka bahçede içiyoruz:

Tabii ki bunun da kendi bardağından içmek caiz. Nereden aldığımı hatırlamadığım bir bardağa sahibim. Ne büyük şans! Sapsarı bir renk, kocaman da bir köpük. Dökerken değişik meyvemsi kokular yayılıyor. Elma, kayısı, armut ve Belçika biralarından alışık olduğumuz muz. Manava gelmişiz haberimiz yok. Bol köpüklü, kabarcıklar yukarıya doğru yarışıyorlar. Karbonasyonu yüksek bira, daha içmeden belli ediyor kendini. Köpüğü 1. dakikanın sonunda yatışmış oluyor. Ben daha kalıcı olmasını beklerdim.

Köpük yatışınca burnuma karanfil ve maya kokusu yoğunlukla gelmeye başlıyor. Onca meyvenin üzerine bir de bunlar eklenince şu cümle ister istemez akıllara geliyor: "vay anam vay neler dönmüş Serhat ya?!"

Tadına bakıyorum ve manav içmiş gibi oluyorum, fazla meyvemsi, elma, limon, muz ve birlikte gelen hafif tatlılık. Damağın ortalarında ballı bir tatlılık ve bitişe doğru baharatlı ve çimenimsi şerbetçiotu tadını alıyorum. Ağızda oldukça gazlı geliyor ama gövdeye baktığınızda bence orta karbonasyonlu bir bira. Bitiminde alkol %8,5 oranını azıcık yakarak, azıcık da ısıtarak hissettiriyor. Ben alkolün biraz daha gizlenmesini tercih edenlerdenim bu tarz biralarda, burada bana sert geldi o sebeple. O kadar meyvenin ve aromanın üzerine alkol almayı istemezdim. Yanlış anlamayın içimi kolay bir bira tamamen. O sebeple bulduğunuz yerde tüketin. Ancak yüksek alkolün tuzağına düşmeyin, güzel kafa yapıyor. İnanmazsınız, birayı içerken muz ile denedim okuduğum bir yorum üzerine ve bambaşka bir ufuk açtı bu birada. Bence kesinlikle denemelisiniz. Biradaki tatlılık ve muz varlığı ile iyi eşleşiyor. 

Güzel ve farklı bir bira, Tripellerde alıştığınız baharat tatlarının yerini meyvelere bıraktığı bu bira bana fazla aromatik geliyor, ancak 92/100 puanı verebilirim diye düşünüyorum. Kapanıştan önce Delirium'un bu biranın 25.yıl anısına çektiği bu videoyu da sizinle paylaşmayı borç bilirim. Afiyet olsun!